DoulAnnEsra Annelik Sanatı Dergisinde…

Bundan bir kaç ay önce Annelik Sanatı Dergisi’nde doulalık konusuna yer verilmesi üzerine Elçin Ersoy ile görüşmüştük. Keyifli bir röportajın ardından Ağustos sayısında kim var, tabi ki DoulAnnEsra…

Öncelikle Elçin Hanım’a sonra da Annelik Sanatı Dergisi’ne teşekkür ederim.

1sayfa

2sayfa

Kardeşim Giysin

Kardeşim Giysin, çok güzel düşünülmüş bir sosyal sorumluluk projesi. Fikir annesi Çiğdem, yani nam-ı değer SoranAnne. Fikrine, ellerine sağlık. Umarım hak ettiği yeri bulur, ben şimdiden çok heyecanlıyım. Çünkü kızımın küçülen kıyafetlerini hak eden birilerine ulaştırmak için üç senedir bayağı bir çaba sarf ediyorum.

Çocuğunuzun küçülen kıyafetlerini ne yapıyorsunuz? SoranAnne çok güzel düşünmüş, açmış olduğu Kardeşim Giysin bloğunda gerçekten ihtiyacı olan kardeşlere ulaşabilirsiniz, nasıl mı? Şöyle anlatıyor:

Etrafınızda kıyafet yardımına ihtiyacı olan kardeşlerimiz varsa:

Bize onların hikayesiniz yazabilirsiniz. Nasıl ve ne kadar isterseniz yazın. Bizim için yaşları ve cinsiyetlerini bilmek yeterli. Yeterli ölçüde detay vererek bunları yayınlayacağız.

Gelen kıyafet isteğini “bekleyen kardeşlerimiz” etiketiyle takip edebilirsiniz. Eğer bu kardeşlerimiz kıyafetlerine kavuşurlarsa bunu da “mutlu kardeşlerimiz” etiketiyle takip edebileceksiniz. Eğer evinizde fazla bebek-çocuk kıyafetiniz varsa: “bekleyen kardeşlerimiz” etiketli yazılarımızı okuyabilirsiniz. Uygun bir yazı seçerseniz birbirinizle iletişime geçmenizi sağlarız. “biz sadece sizleri mail vs yoluyla buluşturuyoruz.”

Sizden tek istediğimiz:

Kıyafetlerin temiz olması.
Ütü istemiyoruz.
Tahminimiz paketleri alan annelerde bunları bir kez daha yıkar.
Az defolu/lekeli kıyafetleri de yollamak isterseniz (belki boyayla oynarken giyerler) ayrı bir poşete koyup üstüne not yazarsanız
seviniriz.

kardesimgiysin
Bu projeye destek olmak istiyorsanız lütfen mümkün olduğunca paylaşın.

 

Doula nedir, ne yapar?

Doula, anneye ve ailesine doğumdan önce, doğum sırasında ve lohusalıkta fiziksel, duygusal ve bilgisel destek sağlayan bu konuda eğitimli profesyonellere denir.

Doulanın görevi, annenin yürüdüğü yolu onurlandırmak; hamilelik, doğum ve ebeveynlik yolculuğunun farkına varan bir şekilde yapabilmesi için bu yolu anne ve baba ile birlikte bir danışman ve destekçi olarak yürümektir.

Araştırmalar, doğumlarında kesintisiz destek alan kadınların doğumlarının daha kısa ve kolay olduğunu, bebeklerin daha sağlıklı ve kolayca emdiklerini ve doğum sonrasında ailelerin daha kolay bir geçiş dönemi yaşadıklarını göstermektedir.

Doula ne yapar?

Bir kadının bedenine ve kendi bebeğini dünyaya getirebilme yeteneğine inanır. Bu sebeple kadının bedenine ve doğumun mahremiyetine saygılıdır.

Doğum yapan kadının ihtiyaç duyduğu kutsal ve mahrem alanı korumaya yardımcı olur.

Doğumu, annenin hayatı boyunca hatırlayacağı kutsal bir tecrübe olarak görür.

Doğumunuzla ilgili tercihlerinizi yaparken sizi seçenekleriniz hakkında bilgilendirir ve seçimlerinizde sizi destekler. Ayrıca doğum tercihlerine göre beklenmedik durumlar ile de baş etmenize de yardımcı olur.

Doğumunuzun başından sonuna kadar sizinle birlikte olur.

Doğumda kullanılabilecek pozisyonlar, masajlar ve nefes çalışmaları ile ilgili bilgiler öğretir. Doğum sırasında da size masaj yapar, cesaretlendirir, rahatlatıcı pozisyonları önerir, nefes tekniklerini uygulamanızda size yardımcı olur.

Medikal prosedürler uygulamaz ve sağlık profesyonellerinin yaptığı işlere müdahale etmez.

Mutlu Bayramlar!

Babaannemi kaybettim kaybedeli bayram benim için anlamını yitirdi.  Nerede o eski bayramlar?  Sabah erkenden kalkıp, kahvaltımızı edip bayramlık kıyafetlerimizi giyerdik kız kardeşim ile. Sonra yola koyulurduk, babaannem ve dedeme doğru. Babaannem müthiş marifetli, çalışkan bir kadındı. Saatlerce mutfakta yemek pişirebilirdi. Sanırım eski kadınların ortak özelliği bu olsa gerek. Her bayram öğle yemeğinde tüm aile burada toplanırdık. Avrupa yakasında oturan amcam, yengem ve kuzenlerim de bize katılırlardı. Bazen Ankara’dakiler de… Aslında öğle yemeğinde ne yiyeceğimiz bana sürpriz olmazdı çünkü zaten o zaman günlerimin çoğunu orada geçirirdim, yani babaannemin bir sonraki gün, bayram gününde ne pişireceğini, pişirdiğini bilirdim. Hele klasikleşen cevizli kadayıf tatlısı yok muydu, bu nedenle hala kadayıf tatlısı yediğimde gözlerim yaşarır.

Babaannem benim için çok önemli bir insandı, benim meleğimdi. Çok iyi kalpli, kimsenin arkasından konuşmayan, güler yüzlü, iyi niyetli bir insandı. Kısacası iyi insan özelliklerin tümünü taşıyordu. Her bayram babaannemi daha da çok özlüyorum. Bu nedenle bu bayram babaannemi daha da yakın hissetmek için onun çok ama çok eski arkadaşı olan Semra Teyze’yi ziyarete gittim. Ailecek kendisini ara ara ziyaret eder ya da telefon ile ararız. Semra Teyze benim çocukluğumun bir parçası. Babaannemin iki tane çok yakın bayan arkadaşı vardı, bir tanesi şu an hayatta değil, diğeri de işte Semra Teyze. Ne zaman ikisinden bir ziyarete gelecek olsa babaannem çok mutlu olurdu. Ben zaten çocukken sürekli babaannem ile birlikte olduğum için her seferinde de bu mutluluğun bir parçası olurdum.

Semra Teyze tamı tamına 93 yaşında. Kızımdan 90 yaş büyük, neredeyse bir asır. Üç ay önce hayat arkadaşını kaybetti, hala ağlıyor. “Benim kocam öldü, artık yanımda değil. Ben neden yaşıyorum, artık ölmek istiyorum” diyor her fırsatta.  Eşi ile çok mutlu bir evliliği vardı, “bir gün beni üzmedi” diyor Semra Teyze. Sonra eşimle bana dönerek şöyle bir nasihatte bulundu, “birbiriniz hep sevin, hiç üzmeyin. Ölene kadar birlikte olun” dedi. Bir insanın eşi hakkında özellikle bunca yıllar geçmesine rağmen hala aynı şeyi söyleyebiliyor olması, ilk günkü aşk ile anlatması mucizevi bir olay. Hayran kaldım. Semra Teyze çok yaşlı, yürüyemiyor, kendi evinde bir bakıcısı var. Onunla gidenlerden konuştuk, babaannemden konuştuk. O’nun nasıl iyi bir insan olduğunu, onu ne çok sevdiğini anlattı bir kez daha. O’nun güzel bir fotoğrafını gösterdi. Babaannem anne olmuş, ilk bebeği. Bebeği tutuşundaki asillik, lohusa yatağındaki özen ve kendisinin güzelliği, asilliği, saflığı örnek olunacak şekilde. Sosyal medya hesaplarımda paylaşmadan edemedim.

Bugün iyi ki Semra Teyze’yi ziyarete gittim. Ben belki eski bayramları yaşayamadım ama ona iyi bir bayram yaşattığıma eminim. Mutluluk gözlerinden okunuyordu.

Hepinize iyi bayramlar, sevin birbirinizi, hep sevin.

Bu yazım 10 Ağustos 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Müjde, bebeğimiz olacak!

Müjde, bebeğimiz oldu! İki ay sonra 3 yaşında olacak.

Planlı bir gebelikti. Klasik adet dönemi gecikir, eczaneden hamile testi alınır, test yapılır. Ve çift çizgi görülür. Ben günlerce bekledikten sonra eşimin de baskısı ile dayanamayıp eczaneden test aldım. Testi yapabileceğim o an en yakın yer bir alışveriş merkezi idi. Eve kadar dayanamadım. Sonuç pozitif. Hemen yakınımda ne şanslıyım ki hastane vardı. Gittim, kan verdim. Sonucunu ertesi sabah alacaktım. Sabah oldu, hastaneden sonuçlar için aradılar.

Müjde, bir bebeğimiz olacak! Hemen doktorumdan iki gün sonrasına randevu aldım sonra kardeşimi aradım. İlk ona haber vermek istedim, teyze oluyordu. Aynı günün akşamı önce eşimin annesine sonra annemlere gittik, duyurduk bu güzel mutlu haberi. İki gün sonra bebeğimizin kalp atışlarını da duyduktan sonra da tüm yakın sevdiğimiz arkadaşlarımız ile sevincimizi paylaştık.

Hamileliğimin ilk haftalarında İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde açılan bir sergiye gitmiştik; Body Arts. Orada bir cenini sergiliyorlardı. Hafta hafta, ay ay farklı boyutlarda. Küçücük bir mercimek tanesi zamanla iki elli, iki bacaklı, kalbi, beyni, organları olan bir insan haline geliyor. İşte bu mucizedir.

İçimde bir canlı var ve benim kanımdan, suyumdan, yediğimden, içtiğimden, huyumdan besleniyor; büyüyor; doğuyor.

Doğduğu zaman da demezler mi, “Müjde, bir kızınız/oğlunuz oldu” diye? Bundan daha güzel bir müjde, haber olabilir mi? Tüm dünya alem duysun. Çalsın bütün davullar, zurnalar.

Çocuk candır, gelecektir, yeni nesildir. Ve anne, baba bu nesli elinden geldiğince en iyi şekilde yetiştirecektir. Bunu kutlamamak yanlıştır. Duyguların içe saklanması, hapsedilmesidir.

Hamile kadın son derece estetik görünür. Kadın güzeldir, hamile kadın daha da güzeldir. Çirkin hamile hiç yoktur. Buradan da kız çocuk anneyi çirkinleştirir, erkek çocuk güzelleştirir inancını hatta batıl inancını çürütüyorum. Ben kız çocuğu annesi idim ve valla hiç çirkinleşmedim. Her zaman daha güzel olduğumu hissetim ve bildim. Çünkü beni güzelleştiren, güzel, mutlu, huzurlu hissettiren bir bebeğim vardı içimde.

Hamile kadın, gezmelidir. Bu bir hastalık değil ki, evde otursunlar. Hem neden saklanmaya ihtiyaç hissetsinler ki? Hamile kadın egzersiz yapmalıdır. Neden köylerde tarlada kadınlar daha rahat doğuruyorlar? Neden daha dinç bir vücuda sahipler? İşte bu yüzden; hamilenin harekete ihtiyacı vardır. Bu konuyu bloğumda konuk yazarım şöyle özetlemişti:

Daha iyi hissetmek için hareket etmelisiniz. Bu değişik vücudun yüksek ihtimal size ait olmasının sizi şaşırttığı zamanlarda; kontrol duygunuzu artırır ve enerji seviyenizi yükseltir. Bunu sadece endorfin salgılatarak yapmaz; bel ağrısını dindirip, kasları güçlendirerek daha iyi bir duruş elde etmenizi sağlar.

İç organlardaki hareketliliği de artırarak sindirim, boşaltım, dolaşım sistemlerine de yardımcı olur.

Eklemlerdeki yıpranma ve aşınma (hormonsal değişimden ötürü normal) ihtimalini eklem içindeki sıvıyı aktive ederek ortadan kaldırır.

Sinir ve stresten uzaklaştırarak akşam rahat bir uykuya dalmanızı sağlar.

Daha iyi görünmek için hareket etmelisiniz. Cilde, kan akışını artırarak, daha sağlıklı bir kırmızılık ve ışıltı sağlar.

Sizi ve vücudunuzu doğuma hazırlamak: Hamilelik esnasında egzersiz yapmanız daha az, daha sağlıklı kilo almanızı sağlar.

Hamile kadın, istediği yerde istediği şekilde, istediği kıyafet ile gezer. Hamile olmaktan da gurur duymalıdır.

Dünyanın en güzel duygusu çocuk sahibi olmak. Dileğim Allah her isteyene versin. Bunu da özgürce tüm insanlık ile paylaşsın.

Bu yazım 26 Temmuz 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Bayram sezaryeni

Bayram tatiline çok az vakit kala hastanelerde sezaryen oranları patlamış durumda hem de hükümet sezaryen oranını düşürmek için kendince türlü planlar, hazırlıklar yaparken… Fikrimce daha farklı yöntemler tercih edilmeli, ama bu başka bir yazının konusu olsun.

Bugün bir annenin en kutsal anında hem yanında hem de dünya tatlısı güzel bir bebeğin dünyaya gözlerini açışına şahit oldum. Bütün gün özel bir hastanedeydim, bir ara odadan dışarı çıktığımda koridorda hemşirelerin konuşmalarına şahit oldum. Birbirleri ile Çarşamba gününe kadar ne kadar çok sezaryen var diye konuşuyorlardı. Hatta bir tanesi hastane içinde bir yeri telefon ile arayıp, kaç adet sezaryen olacağını sordu. Açıkçası bu sayıyı bilmek isterdim.

Neden sezaryen? Sezaryen bir ameliyattır. Bebeğin rahimden çıkarılmasını sağlayan, cerrahi bir hayat kurtarma operasyonudur.  Günümüzde bazı anneler bir doğum şekli olarak sezaryeni tercih etmektedirler. Bu konuya şimdi girmeyeceğim, girsem çıkamam çünkü. Ama her zaman şunu söylerim, ben anneyi desteklerim doğumun her şekli ile. Önemli olan annenin doğum şeklinden tatmin olmasıdır. Anne doğum şekli olarak sezaryeni tercih edebilir, bunu da kabul ederim ama neden olduğunu da sorgulamak isterim. Korku? Belki… Bunun için konuşulacak, yapılacak şeyler çok var, ama zamanında ve zamanla.

Benim konum; bayram tatili programı yapan, planının, keyfinin bozulmasını istemeyen uzmanlar. Bu uzmanlar bebeğin geliş zamanına kendileri karar veriyor. Bebek zaten vakti gelince kendi bu dünyaya gelmek için harekete geçecek. Ya 39. Haftada, ya 42. Haftada. Buna neden müdahale etmek konusunda bu kadar ısrarcılar anlamıyorum. Uzman kendi istedi diye, anne doğurtulmak zorunda kalmalı mı? Her şey normal seyrinde devam ediyor ise, bebek ve anne sağlıklı ise bekliyorum ben, doğurmayacağım. İçimdeki canlı belki biraz da içimde kalmak istiyor. Senin keyfin bozulacak diye o miniğin keyfini neden bozuyorsun?

Bu yazım 3 Ağustos 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Fotokitap Markası: Afillikitap’ı duydunuz mu?

Türkiye’deki web tabanlı ilk fotokitap hizmeti olan Afillikitap fotokitap servisi ile telefon, dijital fotoğraf makinesi ve bilgisayardaki fotoğraflarla sadece yarım saatte mükemmel bir fotoğraf albümü hazırlamak mümkün. Dijital yolla geleneksel bir albüm oluşturmak , ‘’İşte benim hikayem’’ demek, tatil anılarını sonsuza kadar canlı tutmak  isteyenlere Afillikitap üç kolay adımda kolay ve eğlenceli fotokitap servisi hizmeti sunuyor.

Afillikitap uygulaması ile internet üzerinden, istenilen tema seçildikten sonra fotoğraflar çok kısa sürede siteye yükleniyor ve siparişe hazır hale geliyor. Instagram, Facebook ya da Flickr fotoğraflarıyla bir fotokitap oluşturarak sipariş vermek,  oto editör ile yüzlerce renk ve tema içerisinden seçilen tamamen kişiye özel hazırlanacak fotokitaba 7 gün içerisinde sahip olmak için yalnızca 10 dakika gerekiyor.

Afillikitap ile program indirmeden sadece 3 kolay adımda  fotokitap siparişe hazır

  • Fotoğraf yükle,
  • Konuya göre tema seç,
  • Fotoğrafları yerleştir,  

Afillikitap fotokitap servisinin en önemli kolaylığı, program indirmeden on-line olarak uygulamaya girildiğinde bilgisayardaki fotoğraflarla beraber farklı sosyal medyalardaki fotoğrafların rahatlıkla aynı albüm içinde bir araya getirilebilmesi. Esnek tasarım özellikleri, sınırsız hayal gücü ve yaratıcılığa olanak sağlayan kolay kullanımı ile Afillikitap fotokitap servisi, tamamen kişiye özel renkler, şablonlar, hazır temalar kullanarak kitap oluşturmaya ve  dilerseniz facebookta  paylaşmaya da imkan  sağlıyor.

afilli
www.afillikitap.com