Bebek ile birlikte uyumak – Doğal Ebeveynlik

Ebeveyn olmak daha önce bulunmadığınız bir yerde bulunmak gibidir, adeta farklı bir yere yolculuk yaparsınız. Henüz hamile iken belki de hamile kalmadan düşünmeye başlarsınız nasıl bir ebeveyn olacağınızı. Hayal edersiniz, kendinize kurallar koyarsınız. Anneniz ve babanız sizin için iyi ya da kötü bir modeldir. İyi model olsa bile siz hep daha iyisini yapmaya çalışacaksınız.

Benim için ebeveynliğin ilk kuralı içgüdülerini dinlemektir. Ben öyle yaptım. Önce içgüdülerim vardı. Aklıma yatan hep doğal olanı tercih ettim. Zaman zaman eleştirildim. Ama dinlemedim. Sürekli kucağıma da aldım, saat ile değil o istediği zaman emzirdim, her gün yıkadım. Özellikle en takıntılı konum, kızımla aynı odada yatmaktı. Ben hep aynı odada yatmak istedim ama ısrarla bazı kişiler tarafından bu isteğimin yanlış olduğu anlatılmaya çalışıldı. Sonuçta ben ne yaptım? Tabii ki kızımla aynı odada yattım,  hem de kızım 8 aylık olana kadar. Derin üç yaşına basmak üzere, şimdi bile bazen geceleri beraber aynı yatakta yatıyoruz. Bence bir bebek için, bir çocuk için bundan daha huzurlusu olamaz.

Evet, kızım 8 aylık olana kadar onunla aynı odada yattım. Kendi ayrı yatağı vardı, kendi yatağıma yaklaştırıp dayıyordum yatağını. Ben onun kokusu ile o benim kokum ile mışıl mışıl uyuduk, tabii emme zamanları hariç. “Bebek ile aynı odada yatılmaz, bebeğe süt kokusu gider, anneyi sürekli uyandırır, emmek ister” uyarılarına kesinlikle kulak asmadım. Bunu söyleyenler; siz kendiniz söylüyorsunuz, anne kokusuna, süt kokusuna uyanır, emmek ister diye. Emecek tabi. Onun anne kucağından, anne memesinden, anne sütünden başka bir şeye ihtiyacı var mı? Geçen haftaki yazımda da değinmiştim. Bir bebeğin en çok ihtiyaç duyduğu üç şey; annesinin varlığı, annesinin kollarındaki sıcaklık ve annesinin sütüdür.

Bebeğin annesi ile birlikte uyumasının birçok faydaları var. Ani bebek ölümü sendromuna engel olabileceğini bile okumuştum. Bu konu ile ilgili araştırmalar bile var.  Nedeni ise bebek annesinin nefes almasından feyz alıyor ve nefes almaya devam ediyor. Bebeğiniz ile birlikte uyumak aranızdaki bağı pekiştiriyor, gün boyu devam eden bağlanma gece boyu da sürüyor, kesintiye uğramıyor. Bence anne ve bebek bu sayede daha iyi uyumuş oluyor. En büyük faydalarından birisi de, emzirmenin daha kolay olması. Hatırlıyorum, kızım acıktığında mık mık ses çıkarır, ben de hemen yanı başımda duran yatağından onu alır, emzirir, tekrar yanı başımdaki yatağına koyardım. Sonra ikimiz de uyumaya devam ederdik, ta ki ikinci mık sesine kadar. Bu arada babası tüm bu süreç boyunca ayrı odada yattı. Çünkü hem onu uyandırmak istemiyorduk, hem de kış aylarında kol gezen grip mikroplarına karşı bir önlemdi bu. Sonuçta o aktif olarak işe gidip geliyor, mikrop getirme riski taşıyordu. Bebeğiniz ile aynı odada yatıyor iseniz, bazı güvenlik önlemleri almanız gerekir, hele ki aynı yatakta yatıyorsanız.

Bebek ile birlikte uyumak doğal ebeveynliğin 7 bağlanma yöntemlerinden birisi. Bebekle doğumda bağlanmak, emzirmek, bebeği askı (baby wearing) ile taşımak, bebeğin ağlamasını dikkate almak, denge ve sınırlar, bebek eğiticilerine dikkat diğer yöntemler… Tüm bu doğal ebeveynlik bağlanma yöntemlerini detaylı olarak Dr. William Sears ve Dr. Martha Sears’ in Doğal Ebeveynlik kitabında okuyabilirsiniz hatta ebeveyn olma yolunda iseniz, kesinlikle okumalısınız.

Bu yazım 5 Eylül 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Kolostrum Mucizesi

Hatırlıyorum da hamile iken iki tane korkulu rüya görmüştüm. Birincisi hastanede tek başıma doğum yapıyorum, yanımda kimseler yok. İkincisi ise kızım doğmuş ve ben emziremiyorum. Sütüm gelmemiş. Sanırım bu ikincisine benzer rüyayı birçok anne adayı görüyordur.

Bildiğiniz üzere emzirmek son derece önemli. Hiçbir mama sizin bedeninizin yarattığı, memelerinizden çıkan süt kadar faydalı, mucizevi değildir. Aslında emzirmek sadece bebeğinizi beslemek değildir. Anneliğe adapte olma şeklinizdir. Aynı zamanda anne ve bebek arasındaki bağın gücünü pekiştirmek, birbirinizi anlamak, sevmektir de.

Dr. Grantly Dick-Read, bir kitabında şöyle der: 

Yeni doğmuş bebeğin, sadece üç isteği vardır. Bunlar; annesinin kollarındaki sıcaklık, memelerindeki besin ve varlığını bilmedeki güven. Emzirme bunların üçünü de karşılar.

Emzirmek için hastane odanızda rahatça uzanmayı beklemeyin. Doğum yapar yapmaz bebeğinizi kucağınıza alın. Bebeğiniz sizin sıcak teninize değsin. Hatta kucağınıza şöyle bir yatırın, ona biraz süre verin. Kendisi memenizin ucunu bulacak ve emmeye başlayacaktır. Sıcaklığınızı hissetsin, üşüyeceğini düşünüyorsanız, üzerine bir havlu örtebilirsiniz. Siz kucağınıza yatırdığınızda küçük kıpırdanmalar ile meme ucunuza doğru yol almaya başlayacaktır. Azıcık yardım edin ona, yavaş yavaş gelerek hedefi bulacaktır. Ve birden başını kaldırıp, ağzını kocaman açıp annesinin memesi ile tanışacak ve mucizevi sıvı kolostrum ile tanışacaktır.

İşte kolostrum, hamileliğiniz sırasında üretmeye başladığınız, doğum yapar yapmaz ilk birkaç gün memenizden gelen sıvı. Bu sıvı bebeğinizin maruz kaldığı bütün mikroplara karşı onun ilk korumasını sağlayan sıvıdır. Aslında buna ilk süt deriz. Hatta bazı kişiler bu sıvının miktarı ve kıvamını görüp; “sütün henüz gelmemiş, bu suyu içirme, bebeğin doymaz, ona mama ver” diyebilir. Onları cahillikle suçlayıp, hemen kulaklarınızı tıkayın.

Biraz detaya girecek olursak, kolostrum yüksek oranda immünüglobülin A salgısı ve SIgA salgısı içerir. Yani, alerjik hassasiyet doğurabilecek yabancı proteinlerin ve mikropların geçişine karşı korunmak üzere bebeğin bağırsaklarını kaplayan antienfektif ajandır. Kolostrum bebeğinizin bağırsaklarını doğru bir yararlı bakteri karışımını almaya teşvik eder. Bebeğinizin bağırsaklarını çalıştırır ve doğumdan önce anne karnında birikmiş olan mekonyumu atmasına yardımcı olur.

Şimdi bebeğiniz ilk birkaç gün bu mucizevi sıvıyı almaya devam edecektir. Sık sık emzirin. Doğumdan birkaç gün sonra sütünüzün rengi, miktarı, kıvamı da değişmeye başlayacaktır. Bu noktada ne kadar süre, ne sıklıkta emzirmelisiniz konusu gündeme gelecektir. Bu da ayrı bir yazımızın konusu olsun. Ama tek ipucu vereyim; bol bol, sık sık emzirin. Kafanız rahat olsun, etrafınızdan emzirme ve meme ile ilgili gelecek yorumlara da kulak asmayın.

Bu yazım 31 Ağustos 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Bakımsız Lohusa

Bugün yeni doğum yapmış bir arkadaşımı ziyarete gittim. Doğum yapalı tam bir hafta oldu. Benim loğusalık bildirisinden esinlenmiş olsa gerek, evde annesinden başka kimse yoktu. Eve gelmek isteyen ziyaretçilere kibarca açıklamışlar kırk gün misafir ağırlamak istemediklerini. Artık anlayan anlar, anlamayan, kırılan da olduysa ne yapayım diyor arkadaşım. Annesi ve kayınvalidesi ile program yapmışlar. İki günde bir nöbet değişiyorlar. Aynı anda ikisi evde olmuyormuş, dolayısı ile annelere de eşit yük dağılmış oluyor. Sistem çok güzel işliyor, evin büyük alışverişini baba yapıyor. Çok yakın akraba gelmek isterse, elin boş gelme yemek yap getir, kapıdan görüşelim demişler. Hayrete düştüm, gerçekten loğusalık bildirisi işe yaramış.

Biraz emzirmekten konuştuk. Beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini hatırlattım. Sanki hamileliğinde dikkat ettiği kadar dikkat etmiyormuş gibi geldi. Sütün miktarının ve kalitesinin kesinlikle beslenme ile alakalı oluğunu anlattım.

Emziren bir annenin özellikle bol protein ağırlıklı gıdalar tüketmesi çok önemlidir. Süt ve süt ürünleri tüketimi gene hamilelik döneminde olduğu gibi devam etmelidir. Süt gaz yapıyor ise, alternatif olarak kimyonlu yoğurt yiyebilirler. Süt yapan bin bir çeşit hazır çaylardan içmelerini ben şahsen pek tavsiye etmiyorum. Nedeni ise onların içinde şeker var, vücuda gereksiz şeker yükleme yapmamızın bir anlamı yok değil mi? Ama onun yerine taze ısırganotu çayı içebilir. Ah bir de kaynar diye bir şey var, internetten tarifini muhakkak öğrensinler. (Refika’nın Mutfağı’ nda tarifi mevcut.) Çemen otunun da faydasını çok duydum. Ama işin sırrı tabii ki düzgün, düzenli beslenme. Bol yeşillik, sebze yemeyi atlamamak lazım.

Bu arada her şey bu kadar yolunda görünür iken dikkatimi çeken başka bir şey vardı. Ben gittiğimde arkadaşım yatağında buruşuk geceliği ile yatıyordu. Saçları birbirine karışmış, yüzü renksizdi. Orada söylemedim ama kusura bakmasın çok bakımsız görünüyordu. Bebeği yeni emmiş, mışıl mışıl uyurken kendisini zorla yataktan kaldırdım. Önce güzel bir duş yaptı, sonra yüzüne hafif bir allık sürdü. Üstüne de daha temiz, ütülü, rahat bir elbise giydi. Evet anlıyorum, bebekli hayata alışmak zor bir süreçtir, tabii ki zevkini de atlamamak lazım ama kendimizi bu kadar bırakmak, bakımsız olmak gerekmez. Her koşulda günlük bakımınıza az da olsa vakit ayırmanızı tavsiye ederim. Hatta günler biraz daha geçtikte, kısa kuaför kaçamakları yapabilirsiniz. Bir saat bile olsa, evinizin bahçesinde veya yakınınızdaki bir kafede vakit geçirmek için kendinize zaman yaratmalısınız. Kitap okuyun, dergi okuyun ya da hiçbir şey yapmayıp sadece nefesinizin farkında olun. Önemli olan biraz ruhunuzu dinlendirin. Unutmayın mutlu anne, mutlu bebek demektir.

Bu yazım 16 Ağustos 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Mutlu Bayramlar!

Babaannemi kaybettim kaybedeli bayram benim için anlamını yitirdi.  Nerede o eski bayramlar?  Sabah erkenden kalkıp, kahvaltımızı edip bayramlık kıyafetlerimizi giyerdik kız kardeşim ile. Sonra yola koyulurduk, babaannem ve dedeme doğru. Babaannem müthiş marifetli, çalışkan bir kadındı. Saatlerce mutfakta yemek pişirebilirdi. Sanırım eski kadınların ortak özelliği bu olsa gerek. Her bayram öğle yemeğinde tüm aile burada toplanırdık. Avrupa yakasında oturan amcam, yengem ve kuzenlerim de bize katılırlardı. Bazen Ankara’dakiler de… Aslında öğle yemeğinde ne yiyeceğimiz bana sürpriz olmazdı çünkü zaten o zaman günlerimin çoğunu orada geçirirdim, yani babaannemin bir sonraki gün, bayram gününde ne pişireceğini, pişirdiğini bilirdim. Hele klasikleşen cevizli kadayıf tatlısı yok muydu, bu nedenle hala kadayıf tatlısı yediğimde gözlerim yaşarır.

Babaannem benim için çok önemli bir insandı, benim meleğimdi. Çok iyi kalpli, kimsenin arkasından konuşmayan, güler yüzlü, iyi niyetli bir insandı. Kısacası iyi insan özelliklerin tümünü taşıyordu. Her bayram babaannemi daha da çok özlüyorum. Bu nedenle bu bayram babaannemi daha da yakın hissetmek için onun çok ama çok eski arkadaşı olan Semra Teyze’yi ziyarete gittim. Ailecek kendisini ara ara ziyaret eder ya da telefon ile ararız. Semra Teyze benim çocukluğumun bir parçası. Babaannemin iki tane çok yakın bayan arkadaşı vardı, bir tanesi şu an hayatta değil, diğeri de işte Semra Teyze. Ne zaman ikisinden bir ziyarete gelecek olsa babaannem çok mutlu olurdu. Ben zaten çocukken sürekli babaannem ile birlikte olduğum için her seferinde de bu mutluluğun bir parçası olurdum.

Semra Teyze tamı tamına 93 yaşında. Kızımdan 90 yaş büyük, neredeyse bir asır. Üç ay önce hayat arkadaşını kaybetti, hala ağlıyor. “Benim kocam öldü, artık yanımda değil. Ben neden yaşıyorum, artık ölmek istiyorum” diyor her fırsatta.  Eşi ile çok mutlu bir evliliği vardı, “bir gün beni üzmedi” diyor Semra Teyze. Sonra eşimle bana dönerek şöyle bir nasihatte bulundu, “birbiriniz hep sevin, hiç üzmeyin. Ölene kadar birlikte olun” dedi. Bir insanın eşi hakkında özellikle bunca yıllar geçmesine rağmen hala aynı şeyi söyleyebiliyor olması, ilk günkü aşk ile anlatması mucizevi bir olay. Hayran kaldım. Semra Teyze çok yaşlı, yürüyemiyor, kendi evinde bir bakıcısı var. Onunla gidenlerden konuştuk, babaannemden konuştuk. O’nun nasıl iyi bir insan olduğunu, onu ne çok sevdiğini anlattı bir kez daha. O’nun güzel bir fotoğrafını gösterdi. Babaannem anne olmuş, ilk bebeği. Bebeği tutuşundaki asillik, lohusa yatağındaki özen ve kendisinin güzelliği, asilliği, saflığı örnek olunacak şekilde. Sosyal medya hesaplarımda paylaşmadan edemedim.

Bugün iyi ki Semra Teyze’yi ziyarete gittim. Ben belki eski bayramları yaşayamadım ama ona iyi bir bayram yaşattığıma eminim. Mutluluk gözlerinden okunuyordu.

Hepinize iyi bayramlar, sevin birbirinizi, hep sevin.

Bu yazım 10 Ağustos 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Müjde, bebeğimiz olacak!

Müjde, bebeğimiz oldu! İki ay sonra 3 yaşında olacak.

Planlı bir gebelikti. Klasik adet dönemi gecikir, eczaneden hamile testi alınır, test yapılır. Ve çift çizgi görülür. Ben günlerce bekledikten sonra eşimin de baskısı ile dayanamayıp eczaneden test aldım. Testi yapabileceğim o an en yakın yer bir alışveriş merkezi idi. Eve kadar dayanamadım. Sonuç pozitif. Hemen yakınımda ne şanslıyım ki hastane vardı. Gittim, kan verdim. Sonucunu ertesi sabah alacaktım. Sabah oldu, hastaneden sonuçlar için aradılar.

Müjde, bir bebeğimiz olacak! Hemen doktorumdan iki gün sonrasına randevu aldım sonra kardeşimi aradım. İlk ona haber vermek istedim, teyze oluyordu. Aynı günün akşamı önce eşimin annesine sonra annemlere gittik, duyurduk bu güzel mutlu haberi. İki gün sonra bebeğimizin kalp atışlarını da duyduktan sonra da tüm yakın sevdiğimiz arkadaşlarımız ile sevincimizi paylaştık.

Hamileliğimin ilk haftalarında İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde açılan bir sergiye gitmiştik; Body Arts. Orada bir cenini sergiliyorlardı. Hafta hafta, ay ay farklı boyutlarda. Küçücük bir mercimek tanesi zamanla iki elli, iki bacaklı, kalbi, beyni, organları olan bir insan haline geliyor. İşte bu mucizedir.

İçimde bir canlı var ve benim kanımdan, suyumdan, yediğimden, içtiğimden, huyumdan besleniyor; büyüyor; doğuyor.

Doğduğu zaman da demezler mi, “Müjde, bir kızınız/oğlunuz oldu” diye? Bundan daha güzel bir müjde, haber olabilir mi? Tüm dünya alem duysun. Çalsın bütün davullar, zurnalar.

Çocuk candır, gelecektir, yeni nesildir. Ve anne, baba bu nesli elinden geldiğince en iyi şekilde yetiştirecektir. Bunu kutlamamak yanlıştır. Duyguların içe saklanması, hapsedilmesidir.

Hamile kadın son derece estetik görünür. Kadın güzeldir, hamile kadın daha da güzeldir. Çirkin hamile hiç yoktur. Buradan da kız çocuk anneyi çirkinleştirir, erkek çocuk güzelleştirir inancını hatta batıl inancını çürütüyorum. Ben kız çocuğu annesi idim ve valla hiç çirkinleşmedim. Her zaman daha güzel olduğumu hissetim ve bildim. Çünkü beni güzelleştiren, güzel, mutlu, huzurlu hissettiren bir bebeğim vardı içimde.

Hamile kadın, gezmelidir. Bu bir hastalık değil ki, evde otursunlar. Hem neden saklanmaya ihtiyaç hissetsinler ki? Hamile kadın egzersiz yapmalıdır. Neden köylerde tarlada kadınlar daha rahat doğuruyorlar? Neden daha dinç bir vücuda sahipler? İşte bu yüzden; hamilenin harekete ihtiyacı vardır. Bu konuyu bloğumda konuk yazarım şöyle özetlemişti:

Daha iyi hissetmek için hareket etmelisiniz. Bu değişik vücudun yüksek ihtimal size ait olmasının sizi şaşırttığı zamanlarda; kontrol duygunuzu artırır ve enerji seviyenizi yükseltir. Bunu sadece endorfin salgılatarak yapmaz; bel ağrısını dindirip, kasları güçlendirerek daha iyi bir duruş elde etmenizi sağlar.

İç organlardaki hareketliliği de artırarak sindirim, boşaltım, dolaşım sistemlerine de yardımcı olur.

Eklemlerdeki yıpranma ve aşınma (hormonsal değişimden ötürü normal) ihtimalini eklem içindeki sıvıyı aktive ederek ortadan kaldırır.

Sinir ve stresten uzaklaştırarak akşam rahat bir uykuya dalmanızı sağlar.

Daha iyi görünmek için hareket etmelisiniz. Cilde, kan akışını artırarak, daha sağlıklı bir kırmızılık ve ışıltı sağlar.

Sizi ve vücudunuzu doğuma hazırlamak: Hamilelik esnasında egzersiz yapmanız daha az, daha sağlıklı kilo almanızı sağlar.

Hamile kadın, istediği yerde istediği şekilde, istediği kıyafet ile gezer. Hamile olmaktan da gurur duymalıdır.

Dünyanın en güzel duygusu çocuk sahibi olmak. Dileğim Allah her isteyene versin. Bunu da özgürce tüm insanlık ile paylaşsın.

Bu yazım 26 Temmuz 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Bayram sezaryeni

Bayram tatiline çok az vakit kala hastanelerde sezaryen oranları patlamış durumda hem de hükümet sezaryen oranını düşürmek için kendince türlü planlar, hazırlıklar yaparken… Fikrimce daha farklı yöntemler tercih edilmeli, ama bu başka bir yazının konusu olsun.

Bugün bir annenin en kutsal anında hem yanında hem de dünya tatlısı güzel bir bebeğin dünyaya gözlerini açışına şahit oldum. Bütün gün özel bir hastanedeydim, bir ara odadan dışarı çıktığımda koridorda hemşirelerin konuşmalarına şahit oldum. Birbirleri ile Çarşamba gününe kadar ne kadar çok sezaryen var diye konuşuyorlardı. Hatta bir tanesi hastane içinde bir yeri telefon ile arayıp, kaç adet sezaryen olacağını sordu. Açıkçası bu sayıyı bilmek isterdim.

Neden sezaryen? Sezaryen bir ameliyattır. Bebeğin rahimden çıkarılmasını sağlayan, cerrahi bir hayat kurtarma operasyonudur.  Günümüzde bazı anneler bir doğum şekli olarak sezaryeni tercih etmektedirler. Bu konuya şimdi girmeyeceğim, girsem çıkamam çünkü. Ama her zaman şunu söylerim, ben anneyi desteklerim doğumun her şekli ile. Önemli olan annenin doğum şeklinden tatmin olmasıdır. Anne doğum şekli olarak sezaryeni tercih edebilir, bunu da kabul ederim ama neden olduğunu da sorgulamak isterim. Korku? Belki… Bunun için konuşulacak, yapılacak şeyler çok var, ama zamanında ve zamanla.

Benim konum; bayram tatili programı yapan, planının, keyfinin bozulmasını istemeyen uzmanlar. Bu uzmanlar bebeğin geliş zamanına kendileri karar veriyor. Bebek zaten vakti gelince kendi bu dünyaya gelmek için harekete geçecek. Ya 39. Haftada, ya 42. Haftada. Buna neden müdahale etmek konusunda bu kadar ısrarcılar anlamıyorum. Uzman kendi istedi diye, anne doğurtulmak zorunda kalmalı mı? Her şey normal seyrinde devam ediyor ise, bebek ve anne sağlıklı ise bekliyorum ben, doğurmayacağım. İçimdeki canlı belki biraz da içimde kalmak istiyor. Senin keyfin bozulacak diye o miniğin keyfini neden bozuyorsun?

Bu yazım 3 Ağustos 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.

Bezi bırakış / Tuvalet Alışkanlığı

tuvalet_derinBen neredeyse hiç televizyon seyretmem. Dolayısı ile kızımın da öyle bir alışkanlığı yoktu ta ki bundan bir ay öncesine kadar. Yaz tatilimiz için bir aylığına Datça’da annemin evindeydik. Kızım için tam bir tatil oldu, her şey serbest. Beslenme, abur cubur konusunda kendisini nasıl rahat bıraktıysam, televizyon konusunda da rahat bıraktım. Rahat derken öyle gün boyu değil tabi ki, günde 10–20 dakika kadar. En favorisi de benim en sevmediğim Peppe oldu maalesef. Ama en sevmediğim Peppe’nin bir şarkısı var ki gündemden, ağzımızdan bu aralar hiç düşmüyor ve çok da işe yaradığını itiraf edebilirim.

Çişimiz tuvalette, kakamız tuvalette… Artık kimse yapmayacak poposundaki beze…

Malum kızım üç yaşına yaklaşıyor, mevsimlerden de yaz. Bu iş ya bitecek ya bitecek. Konunun tuvalet eğitimi olarak ifade edilmesinden hiç yana olmadım. Bu bir eğitim değil, bir alışkanlık kazandırma meselesi idi. Okuduğum çoğu kaynakta bunun için önce çocuğun hazır olması, çocuğun istemesi gerektiğini söylüyordu.

Ayrıca fizyolojik olarak hazır olup olmadığını da kontrol etmeniz lazım. Kısa ve küçük bir takip ile bunu anlayabilirsiniz. Benim kızım aylar önce istediğine dair bazı sinyaller vermişti. Hali hazırda evde bir oturak, bir lazımlık mevcuttu. Kendisi talep eder etmez, oturak sahneye çıktı. Büyük bir keyifle ve büyüdüm artık gayesi ile kullanıldı.

Ancak sonra “istemiyorum anneciğim, sonra.” dedi. Ben de hiç ısrarcı olmadım, eski sistem hayata devam ettik. Ama yaz tatili için hain planlar da yapmıyor değildim. Bu arada doğal ebeveynlik konusunda uzman olan Aletha Solter’in önerdiği sistemi uygulamaya başladım. Derin ile oyuncak bebekler ile oynarken bez takardık. Ama Aletha’nın önerisine göre, oyuncak bebekler artık iç çamaşırı giymeli ve tuvalet kullanmalıydılar. Bu sistem kız çocukları için çok işe yarıyor, tavsiye ederim.

Yazın deniz kenarında olmanın verdiği rahatlık ile alışkanlık kazandırma işlemine gene kızımın isteği ile başladık. Önceleri sadece deniz kenarında bezsiz dolaşıyordu. Yanımızda da portatif tuvaletimiz vardı, gerektiğinde onu kullanıyorduk. Çok çabuk alıştı. Ama diğer zamanlarda bez kullanmamaya cesaret edemedim, malum bir de ev annemin evi, etrafın pek lekelenmesini istemedim.

Derken bizim tatil bitti, İstanbul’a döndük. Döndüğümüzden beri gece hariç bezsiz takılıyoruz. Tahminimden daha kolay gerçekleşti bu alışkanlık. Şu an yolunda gidiyor. Bir- iki kazamız oldu. Gerilim yaratmadan yönettik kaza zamanlarını. Çok normal biri durummuş gibi sergilemek lazım yoksa işler çığırından çıkabilirmiş. Başarılı eylem arkasından da küçük ödüller vermeyi unutmuyoruz. Haftaya da gece bezini çıkarma hedefim var.

Bana göre önce annenin hazır olması lazım. Tuvalet alışkanlığı kazandırma anneliğin en zor sınavlarından biri. Meşakkatli bir iş, özen ve uğraşı gerektiriyor.. Süreci iyi yönetmek çok önemli, çocuk ile ilgili her olayda olduğu gibi istikrarlı olmak işin püf noktası. Biraz da her annenin kendi stili olduğuna inanıyorum ben, anneliğin içgüdüleri yani. Henüz sonuca ulaştık sayılmaz, ama bu bir süreç. Bu tür süreçler zaman gerektiriyor. Ama sanırım anne olarak benim kızımdan daha çok zamana ihtiyacım var. Emzirmeyi bıraktırdığımda da aynı durum olmuştu. Kızım iki günde unutmuş, hayatına devam etmişti ama ben on gün kendime gelememiş, bunalıma girmiştim. O yüzden bu zor süreçlerde gerçekten önce annenin hazır olması gerekiyor, sonrası bir şekilde zaten yoluna giriyor. Okuyun, araştırın, kendinizden katın ve çocuğunuzun onayı ile başlayın. Gazanız mübarek olsun.

Bu yazım 12 Temmuz 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.