Gebelikte şeker yükleme testi

Kızıma hamile iken bol miktarda kiraz, karpuz hatta bir oturuşta bir kavun yemenin bana uyulması gereken bir diyet listesine dönüşeceğini tahmin etmiştim. Şeker konusunda dikkat etmem gerekiyordu, bol egzersiz ve diyet hamileliğimin bir parçası haline gelmişti. Diyete alışmak zor olmadı hatta bana çok iyi gelmişti. Zaten normal bir insanın bile hayatta sağlığı için yemesi gerekenler ve yememesi gerekenler yok mu? Bu liste bir mecburiyete dönüşünce diyet adını alıyor sadece. Çok hızlı kilo alıyordum ve yaptırdığım şeker yükleme testim hafif yüksek değerde çıkmıştı. Evet, şeker yükleme testi yaptırmıştım. O zamanlar televizyonlarda şeker yükleme testi yaptırmak çok zararlı diye programlar olmuyordu. Olsa da dinler miydim sizce?


Bildiğiniz üzere Canan Karatay yaptığı açıklamalar ile bu konuda hamilelerin kafasını bir hayli karıştırdı. Tıp dünyasını ikiye böldü bile denilebilir. Aman efendim kafanız her denilene karışmasın, herkesin lafını dinlemeyin. Özellikle bu programları izleyen annelerinizi ve kayınvalidelerinizin sözünü hiç dinlemeyin. Sizi takip eden bir kadın doğum doktorunuz yok mu? Bebeğinizin sağlığı için zaten sizi en iyi şekilde yönlendirecektir. Aslına bakılırsa benim de bu aralar kafam karışmadı değil, ama netlik kazanmak için ben de Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yasemin Yakut’un kapısını çaldım. Kendisine sordum ve çok güzel açıklamalar ile karşınızdayım.

Gebelikte şeker hastalığı (Gestasyonel Diyabet) nedir?

Diyabet pankreastan insülinin az salınması nedeniyle oluşan metabolik bir hastalıktır. Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmaları bozulur ve kan glikozu artar.

Diabetes Mellitus (DM) insülin eksikliği, insülin direnci veya her ikisi sonucu gelişen hiperglisemi (kanda şeker düzeyinin yükselmesi) ile karakterize bir metabolik hastalıktır. Gebelikte 3 tip DM görülebilir.

 

1. Tip I DM İnsüline bağımlı

2. Tip II DM İnsüline bağımlı olmayan

3. Gestasyonel DM

Tip I DM ve Tip II DM gebelik öncesi var olan tiplerken, Gestasyonel DM gebelikte gelişen tiptir.

Gestasyonel DM (GDM) gebelikte başlayan veya gebelikte ilk olarak tanımlanan herhangi bir düzeydeki glukoz intoleransı olarak tanımlanmaktadır. Gebelikte görülen diyabetin %90’ını bu tiptir.

Gebelikte şeker metabolizması önemli ölçüde değişir.

Gebenin karnı açken şeker seviyesi düşer, yemek yemelerine takiben de şeker seviyeleri normal gebe olmayan bir kadına göre daha fazla yükselir. Bu glikoz toleransının bozulduğunun bir göstergesidir. Normal kadınlar gebelik esnasında iki kat daha fazla insülin üretirler. İnsülin şeker metabolizması ile ilgili bir hormondur. Diyabetik kadınlar da ise hamilelikte insülin gereksinimi daha da artar.

Gebeliğin 23. Haftasından sonra bebeğin şeker metabolizması ile hormonları artık çalışmaya başlar. Bu hormonlar anne karnındaki bebekten göbek kordonu aracılığı ile gerçekleşen kan alışverişi ile annenin kanına geçer. İşte bebekten gelen bu fazla hormon sebebi ile bazı anne adaylarında şekere karşı tolerans bozukluğu olur.

Gestasyonel diyabetin aslında gebenin ailesinde var olan şeker hastalığı ile alakası yoktur. Her gebe de görülebilir. Ayrıca gebeliği esnasında gestasyonel diyabet tanısı konan kadınların yaşamlarının bir döneminde diyabet hastası olma olasılığı yüksektir.

-Şeker yükleme testi neden ve nasıl yapılır?

Bebekten gelen bu fazla hormon ile şekere karşı tolerans bozukluğu olan anneler kimlerdir diye bakılması gerekir. Gebeye öncelikle 26-28. gebelik haftalarında 50 gram şeker yükleme testi yapılır. Bu testin amacı taramadır. Bu 50 gram şeker yüklemesi aslında yediğimiz bir dilim karpuz, bir salkım üzüm ile aynı değerdedir. 50 gram glikoz yüklemesi yapılarak acaba hangi gebelerde glikoz tolerans bozukluğu vardır tespit edilir.

Eğer ilk etapta yapılan 50 gram glikoz yükleme testinin sonucu normal çıkar ise anne adayı yola normal olarak devam eder. Eğer sonuç normal çıkmaz ise, yani gebede tolerans bozukluğu çıkar ne yapılır?

Anneye diyet mi önerilecek, daha da fazla egzersiz mi önerilecek ya da insülin mi yapılacak bunu tespit etmek için 100 gram şeker yükleme testi yapılır.

 

-Bu testlerin günün herhangi bir saatinde mi yapılması gereklidir?

50 gramlık şeker yükleme testi illa aç karnına yapılması gerekmiyor. Sabah ile öğle saatleri arasında yapılır, en ideali gebe kahvaltı ettikten 2 saat sonra yapılmasıdır.

100 gramlık test ise, öncelikle gebeye 3 günlük bir diyet listesi verilir. Bu listeye uyması gerekmektedir. Bu diyet içinde genelde belli gıdalar yenilmesi ve içerilmesi önerilir. Genellikle karbonhidrat, şeker, meyve kısıtlıdır. Önce gebe diyete uyar, sonra 4. günde aç karnına 100 gramlık şeker yükleme testi yaptırır. Anne adayı bu testte 100 gram şeker içer ve birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü saatlerde şeker değerlerine bakılır. Değerlerin sonucu normal ise aslında gebenin uyduğu diyet listesi ile şekeri regüle oluyor demektir. Gebeliğin sonuna kadar bu şekilde diyet yapması, egzersiz yapması önerilir.

Eğer 100 gramlık testin sonucu 200 ve üzeri değer çıkar ise mutlaka bir dâhiliye doktoruna yönlendirilir ve insülin almaya başlar.

Özetle; 50 gramlık test sonucu yüksek çıkar ise bu gebenin glikoz toleransının bozuk olduğunun göstergesidir, bu bir tarama testidir. 100 gramlık test ise tanı koyma testidir. Normal çıkar ise diyet ve egzersiz yapması önerilir; 200 ve üzeri çıkar ise insülin alması gerekir.

 

-Testin bir yan etkisi var mıdır?

Testin hiçbir yan etkisi yoktur. Tam tersine anne ve bebeğin sağlığı için çok önemli bir testtir. Tüm gebeler yaptırmalıdır.

Burada tekrar hatırlatmak isterim; 50 gram şeker yüklemesi aslında yediğimiz bir dilim karpuz, bir salkım üzüm ile aynı değerdedir.

 

-Şeker yükleme testini özellikle hangi gebeler yaptırmalıdır?

Bütün gebeler bu testi yaptırmalıdır. Bir Kadın Doğum Uzmanı eğer bir gebeye hamileliği sırasında bu testi önermez ise suçlu durumuna düşebilir. Çünkü eğer bir gebenin şekeri regüle edilemiyor ise, bebekte bir takım anomaliler, sakatlıklar olabilir. Doğum sonrasında akciğerlerin fazla gelişmemesi yüzünden bebekte solunum sıkıntısı yaşanabilir.


Bebeğin içinde yaşadığı amniyo sıvısının fazla olması, erken doğum riski, gebelik haftasına göre büyük bebek gibi sorunlar yaşanabilir.


Mesela iri bebek olduğu için erken doğum riski olabilir. Normalde 40. haftasında olan bir bebek 3,5 kg iken bu tür bebekler 28. haftadan itibaren 3,5 kg olabiliyorlar. Kilo almış ama akciğer gelişimi henüz tamamlanmadığından dolayı, kilosu iyi olsa bile mutlaka doğduktan sonra küvoze girer bebek. Anne karnında doğuma yakın zamanlarda sebepsiz ölümler aslında şeker testi bozukluğundan, şekerin regüle olmamasından ötürü olabiliyor maalesef.


Gebe doğum yapar yapmaz, yani bebek anne karnından ayrılır ayrılmaz, kan alışverişi bittiği andan itibaren annenin şekeri regüle olur, yani normale döner. Ama önerim bu şekilde tanı konulan gebelerin lohusa dönemlerinin sonunda yani doğumdan yaklaşık altı hafta sonra tekrar test yaptırmalarıdır.


Huzurlarınızda ben Sevgili Yasemin Yakut’ a verdiği bilgiler için teşekkür ediyorum, umarım sizler için faydalı olmuştur.

Unnado’da kaçırılmayacak Doula hizmeti Kampanyası

Harika, güzel kaçırılmayacak bir fırsatı size bildirmek isterim.

Unnado, bildiğiniz üzere bir anne, bebek ve çocuklara özel bir alışveriş sitesi. Çok güzel ve geniş bir ürün yelpazesi var.

2 Ekim tarihinde burada çok güzel bir kampanya ile karşılaşacaksınız. İşte detayı:

40 TL değerinde alacağınız indirim kuponu ile, Doulannesra’ dan Doula- Doğum Destekçisi hizmetini %40 indirim ile satın alabileceksiniz. Yani unnado’dan alacağınız kupon size 1000 TL olan doula hizmetini, %40 indirim ile almanıza fırsat veriyor. Sadece 600 TL’ lik doula hizmeti kaçırmamak için haydi tık tık

unnado

Çocuk Yogası

Sevgili Doula arkadaşım ve Egzersiz Eğitmeni Merve Polat’ ın stüdyosundan Sevgili Melis Hoca bizler ile güzel bir konu paylaştı: Çocuk Yogası.

Bu ara benim de gündemimi meşgul eden bir konu. Doula olmaya karar verdikten sonra farkındalık, meditasyon, yoga ile daha fazla ilişkili hale geldim. Hala yoga yapmıyorum ama olsun, yoganın faydalarına inanıyorum. Dolayısı ile Derin’ e de azıcık olsa bir parça bulaşsın istiyorum. O nedenle sanırım yakında kendisi ile çocuk yogasına gideceğiz. Umarım sever, sevmez ise yapacak bir şey yok.

yoga


Çocuk yogası nedir, faydaları nelerdir?

Çocuk yogası,  hikâyeler ve oyunlar eşliğinde yapılan özel bir yoga türüdür. Çocuklara doğru nefes almayı, klasik yoga pozlarını (asanalar) çocukların hayal güçlerini de kullanarak uygulamayı ve bu sayede var olan beden esnekliklerini korumayı hedefler. Büyüklerde olduğu gibi zihin, ruh ve beden uyumunu dengelemek ve çocuğun bu dengede kalmasına yardımcı olmayı amaçlar. Çocuk yogası ile çocuklar eğlenirken esneklik, güç, denge ve rahatlama sağlanır.

Çocuklarda var olan sınırsız enerjiyi iyi yönde değerlendirmek için yoga en iyi çalışmalardan biridir. Asanalar yapılırken taklit edilen hayvanlar ve ağaçlar çocuklara yeniden doğa bilincini kazandırır.

Derslerde yapılan nefes çalışmaları, hareketli pozlar ve meditasyon ile anlatılan hikayeler çocuklarda var olan yaratıcılığı geliştirmeyi hedefler.

Çocuk yogasında her dersin ayrı bir dinamiği ve teması vardır. Derslerde bu temalara uygun elementler kullanılır. Drama, müzik ve resim bunlardan sadece birkaçıdır.

Çocuk Yogası, çocuklara birey oldukları kadar bir grubun parçası olduklarını ve diğer grup bireylerine saygılı olmayı oyunlarla öğretmede yardımcı olur. Yogadaki oyunların en büyük özelliği ise rekabet olmamasıdır. Bu nedenle çocuklar kendilerini baskıda hissetmeden eğlenerek oyunlara katılır ve grup çalışmasını öğrenirler.

Çocuk yogasının fiziksel faydaları
Esnekliği arttırır
Dengeyi arttırır
Doğru nefes almayı sağlar
Sinir sistemini rahatlatır
Kasları gevşetir ve rahatlatır

Çocuk yogasının psikolojik faydaları
Konsantrasyonu ve odaklanmayı geliştirir
Stresi azaltır
Zihni rahatlatır
Hayal gücünü geliştirir
Birey olmanın yanında grubun parçası olmayı ve karşındakine saygılı olmayı öğretir

Çocuk yogasının okul eğitimine faydaları
Dinleme ve öğrenme becerisi geliştirir
Dikkat süresini arttırır
Sınav stresini azaltır

PilatesPlus’ un 3-8 yaş yoga programı Cumartesi günleri… Daha detaylı bilgi için;

pilatesplus

http://www.pilatesplus.biz/
https://www.facebook.com/pilatesplusistanbul/about
Twitter : @PilatesPlusIst

Çocuk İstismarına Karşı Ebeveyn Bilinçlendirme Semineri

Dün yani 8 Eylül 2013 günü Fikirdenk.com ‘dan Sena Baran’ın fikir anneliğini üstlendiği, Unnado ve İnternet Anneleri’ nin de destek verdiği bu seminere katıldım. Seminer konusu itibari ile oldukça faydalı idi. Dinledikçe, tüylerim ürperdi, adeta kanım dondu. Kızıma aikido dersi aldırmak bile iyi fikir, hatta evde eğitim bile düşünülebilir 🙂

Çocuklarımıza bu konu için verilecek en güzel mesaj:  “Sen değerlisin, senin bedenin değerli”

Konuşmacılar, Uzman Psikolog Pınar Mermer, Avukat Ebru Ayan ve Avukat Seray Uysal.

Çocuk istismarının psikolojik bölümüne soru ile giriş yaptık. Uzman Psikolog Pınar Mermer “Kaçınızın evinde siz küçükken cinselliğin “c” si konuşulurdu? “ sorusunu sordu. Çok az kişi el kaldırdı maalesef. Pınar Mermer sıra ile şu konulara değindi:

Cinsel eğitim kaç yaşında ve nasıl verilmeye başlanmalı?
Cinsel istismar nedir?
Cinsel istismara uğrayan çocuklar nasıl anlaşılır?
Cinsel istismarı kimler yapabilir?
Cinsel istismardan çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz?

Öncelikle çocuklarda cinsel eğitim çok önemli, ne zaman başlayabiliriz. Aslında tuvalet alışkanlığı edinmeye başladığı zaman, doğru zaman. Burada önemli olan noktalardan birisi, çocuk tuvalet alışkanlığı ile birlikte cinsel organını keşfediyor. Daha fazla merak ediyor, daha çok ellemeye çalışıyor. Hatta 5-6 aylık bebekler bile alt değişimi sırasında cinsel bölgelerine dokunma sırasında bilinçaltı için bir kayıt yaratıyor. Sürekli elleme durumu karşısında yapılacak en doğru davranış, “sakın elleme” dememek. Bırakın keşfetsin ama önemli olan, herkesin ortasında yapmasan daha iyi olur, sen değerlisin, senin bedenin değerli. Bunu insanların ortasında değil de istersen kendi odanda yapabilirsin demek doğru hareket.

Biraz daha büyüdükçe (3 yaş döneminde), “ben nereden geldim?” soruları ile karşılaşmaya başlayabilirsiniz. Çocuklar 3-5 yaş civarında  yaşıtları ile beraber bedenlerini keşfetme, farklılıklarını görme dönemi geldiğinde sorularına açık, net, kısa ve yaşına uygun cevaplar verilmesi gerekiyor. En önemli ve ilk dikkat edilecek unsur her ne sorarsa, ne olursa olsun anne-babasıyla açıkça konuşabileceğini bilmesi. Ne zaman kafanda bir soru olur ise bana sorabilirsin şeklinde yaklaşmalısınız. Ayrıca vereceğimiz cevapların kaygı içermeyen bir ifade ve iletişim seviyesinde olması, bedenini tanımasının normal olduğunu vurgulayan ve kafa karışıklığına yer vermeyecek net bilgiler içermesi çok önemli. Cinsellik bir tabu olmamalı. Ayrıca sormadığı sorunun cevabını vermeye gerek yok.

Çocuklarda cinsellik konusunda eğitim için bazı kitap kaynakları önerdi Pınar Mermer. Sizler ile paylaşıyorum. Yerli kaynaklar Epsilon yayınevine ait.

onerilenkitaplar

Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren kötü dokunma- iyi dokunma kavramını , içeriğini ve farkını çocuklarımıza anlatmak. Kötü dokunma ve iyi dokunmanın farkını öğrenmiş ve anlayabilen bir çocuk ailesine güven duyuyor ve iletişimi kesintiye uğramadan aktarabiliyorsa, istismarın önündeki en büyük engel kalkmış oluyor. Kötü dokunmayı;Birisi seni hırpalarsa, sıkarsa, canını yakar ve istemediğin yerlerine, özel bölgelerine dokunursa ” şeklinde tarif edebiliyoruz. “ Tuvalete gideceğin zaman sana isimleriyle yardım edebilir. Yine de rahatsız olduğun, sana yapılmasından hoşlanmadığın bir şey olursa bana anlat “. diyerek rahatlatmamız gerekiyor. Her zaman bana her şeyi anlatabilirsin mesajı da burada çok önemli. Ne yaşarsa yaşasın ailesine gelebileceğini bilecek şekilde çocuklarımıza güven vermemiz çok önemli. Bu bilinçlenmeye 2 yaş ve sonrasında başlayabiliriz.

Maalesef çocuk istismarı diye can sıkıcı bir konu var.

İstismarın kapsamına çocuklara uygulanan her türlü taciz, şiddet, bedenen ve ruhen müdahale giriyor. Çocuklara bu istismarı yetişkinler ve diğer çocuklar uygulayabilir. Büyüme çağındaki iki çocuğun aralarında yaş farkı olması, yaşı büyük olan çocuğun kendi negatif deneyimlerini diğer çocuğa uygulama isteği bile istismar kapsamına giriyor. Bu durum çocukları daha çok tehlikeye açık hale getiriyor. Çocukların cinsel istismardan korunabilmesi için de ebeveynlerin alabileceği pek çok tedbir var.

– Çocuğun yaşının üstünde cinsel donanıma, bilgiye sahip olup olmadığını kontrol etmek,

– Teknoloji ve internetle olan ilişkilerinin sınırlarını belirlemek,

– Günlük yaşamında birden ortaya çıkan ani duygusal ve bedenen sinyallere karşı dikkatli olmak,

– Bedeninin ona özel olduğunu anlatmak ve güvenliği için onunla açık iletişim kurmak,

– Cinselliği konuşurken çocukları sıkmadan, tabu olduğunu düşündürmeden anlatmak, endişe verici bir tavır içine girmemek

İstismara maruz kalmış çocuklar sinyallerini vermeye bazen hemen, bazen belli bir süre geçtikten sonra başlıyor. İstismarı yaşadığı zamanki travma; travma tepkisi diye tarif edilen ve boşanma, ölüm, doğal afet, hastalık gibi büyük olaylarda verilen tepkilere benzeyecek bir sinyal aslında. Her gördüğümüz ve dikkatimizi çeken sinyalin çocuk istismarını işaret etmesi gerekmiyor. Ancak tedbirli olmanın güvenlik açısından büyük önemi var. Sinyallerden emin değilsek ya da doğru okuyamadığımızı düşünüyorsak bir uzmandan yardım almak çok yerinde bir adım olabilir.

Alt ıslatmaya başlama, uyku bozuklukları, çığlıklarla uyanmak, tırnak yeme, kabuslar, yetişkinleri görmek istememek, başka biri gibi davranma, hırsızlık, anne babaya düşmanlık (korunmadığına inandığı için) okuldan kaçmak, nedensiz ve ani ağrılar, vücutta lekeler, morluklar, idrar yolları enfeksiyonu gibi pek çok dikkat çekici sinyalin doğru algılanması ve takip edilmesi gerekiyor. Çocuklardaki ses tonlamaları, mimikler, oyun oynarken kurduğu replikler, oyuncaklarına isim vererek ve hayali oyunlar kurarak anlatmaya çalıştıkları, taklit vb. gibi unsurlar bizler için birer ipucu aslında. Terapistler ve psikoloji alanında çalışan uzmanlar istismara uğramış çocukları incelerken oyun terapisinden faydalanıyor. Çünkü çocuklar oyun esnasında gerçek kimliklerinden taşıdıkları izlerle, soru-cevap ve tepkiler yoluyla başlarına gelenleri daha kolay anlatabiliyor.

Travmaya uğramış çocuklarda aile içi istismarın sıralamada ikinci olması travmanın boyutlarını arttırıyor. Anne-babadan korunma ve güven talep ederken travmanın kaynağı olarak onları gören çocuklar içe kapanıyor, iletişimi kesiyor. Tehdit, korkutma gibi unsurlar da işin içine girince istismarın failini korumaya bile yönelebiliyorlar. “Çocuklarının istismara uğradığını gören ancak bunu örtbas etmeye niyetli ebeveynlerin geçmişlerinde bu konu ile  ilgili sağlıklı olmayan bir başka travma olması çok muhtemeldir.” diyor  Pınar Mermer. Bu yüzden istismarın boyutları giderek artıyor.

Nasıl anlarız konusuna biraz daha değinecek olursak, oyun terapisi en güzel yöntemlerden birisi. Çizdiği resimleri incelemek gerekli. Çocuğunuzun yaptığı resimleri inceliyor musunuz diye sordu burada Pınar. Eğer büyük bir cinsel organ çizdi ise, konunun üzerine gitmekte fayda var. Bebek/Barbie lere seks yaptırabilir. Ani silkinmeleri, sıçramaları oluyor ise dikkatli olun, incelemeye alın. TV de bir öpüşme sahnesi gördü ise eğer, sahnenin devamı için detaylı öngörüde bulunuyorsa incelemeye alın. Cinsel bölgede kızarıklık, kaşıntı, yara, idrar yolu enfeksiyonu, üstünü çıkaramama gibi belirtiler de vardır.

İstismara uğramış bir çocuk ile yakın ilişki kuramazsınız. Burada en çok anne/baba olma kapasitenizi etkiler. Annenin veya babanın geçmiş deneyimlerinde oluşturduğu kaygı çocuğa geçer. Burada hep birlikte Ayşe Arman’ ın yazdığı röportaj üzerinde konuştuk. Oradaki anne, bildiği halde aslında çocuğunu babası ve üvey oğlu ile tatile gönderdi. Pınar Mermer şöyle açıkladı, eğer siz de anne/baba olarak geçmiş deneyimlerinizde travmalı bir dönem geçirdiyseniz çocuğunuz için sağlıklı adım atamazsınız.

Beni en çok etkileyen mesaj ise, bu gibi travmalı durumlarda beyin şalterini kapatıyor, hatırlamıyor ancak “BEDEN UNUTMUYOR!” Bir şekilde bazı ortamlarda hatırlatıyor.

Konu ile ilgili kısa ama önemli notlarım:

Çocuğunuz ne söyler ise ona İNANIN. Çocuklar bu konuda asla yalan söylemez.

Çocuğunuz okuldan geldiğinde ona muhakkak canını sıkan bir şey olup, olmadığını sorun.

Teknolojinin ne kadarı zararlı ne kadarı faydalı kontrol etmek güçleşiyor, teknoloji kullanımını kontrol edin.

Kötü dokunma- iyi dokunma kavramını , içeriğini ve farkını çocuklarımıza anlatmak. Kötü dokunma ve iyi dokunmanın farkını öğrenmiş ve anlayabilen bir çocuk ailesine güven duyuyor ve iletişimi kesintiye uğramadan aktarabiliyorsa, istismarın önündeki en büyük engel kalkmış oluyor. Kötü dokunmayı; ” Birisi seni hırpalarsa, sıkarsa, canını yakar ve istemediğin yerlerine, özel bölgelerine dokunursa ” şeklinde tarif edebiliyoruz. “ Tuvalete gideceğin zaman sana isimleriyle yardım edebilir. Yine de rahatsız olduğun, sana yapılmasından hoşlanmadığın bir şey olursa bana anlat “. diyerek rahatlatmamız gerekiyor.

Bahsi geçen kişilere karşı hemen hareket etmeyin, çünkü çocuğunuzu tehdit etmiştir. Ayrıca bu davranış anne yada babasından geldi ise onları korumak adına da sessiz kalabilir.

Çocuğunuza güvende olduğunu hissettirmek çok önemli.

İstismara uğramış kişi kendini çaresiz, hayati tehlikede hisseder. Yoğun suçluluk hissi, ben değersizim hissi hisseder.
Özellikle bu kişilerde yeme bozuklukları görülmüştür. Ya obez olurlar, ya da hiç yemek yemezler ya da yemek yer ve hemen yediklerini çıkarırlar. Aslında amaç çocuk bedende kalmaktır. Kişi kadın olmak istemez, bedeninin sınırlarının dışına çıkmak istemez. Bu nedenle vücuduna girenleri çıkartır. Ya cinsellikten tamamen uzaklaşır ya da çok cinsellikten hoşlanır.

Seminerin ikinci bölümünde Avukat Seray Uysal ve Avukat Ebru Arayan, çocuklara karşı yapılan saldırının kapsamı çok geniş olduğu için “cinsel istismar” kavramının kullanılmasının önemine dikkat çektiler.  Hukuki anlamda cinsel istismar; suç sınıfına giren her türlü müdahaleye deniyor. Dünyanın çeşitli coğrafyalarına göre; cinsel istismarın hangi koşullarda suç sayıldığı çeşitlilik gösteriyor. Türkiye’de 0-15 yaş grubuna her türlü cinsel müdahale suç kapsamında. 15-18 yaş aralığında kanunlar karşısında cebir, tehdit unsuru olup olmadığına bakılıyor ve iradeyi sakatlayan bir durum olup olmadığı kontrol ediliyor. Hukukun ve yaşanılan travmanın farklı yorumlara maruz kalması kamuoyu vicdanını tatmin etmese de, kanunlar suçun tespit edilmesi için aranılan koşulların varlığının ispatını istiyor. Burada kastedilen suç; cinsel arzu tatmini için çocukların kasten kullanılması diye tabir ediliyor. Verilen cezalar suçun boyutuna göre 3 yıldan 15 yıla kadar değişiyor. Sürenin belirlenmesinde ağırlaştırılmış sebeplerin olup olmadığına bakılıyor. Mesela suçun aile üyeleri tarafından, yakın akrabalarca işlenmiş olması ağırlaştırılmış sebep sayılıyor. Suçun sonunda bedenen ve ruhen sağlığın bozulmuş olup olmadığı inceleniyor.

İnsan bunları dinlerken şöyle düşünüyor: Bedenin ve ruhen sağlığın bozukluğunu ispat etmek için onlarca sorgulamaya, görüşmeye maruz kalmak da bir başka travma değil mi?

Sağlık kontrolleri sebebiyle travmanın şiddeti artmıyor mu? Zorla istismara uğramış bir beden bir kez daha travma ile sarsılmıyor mu? Vicdanı duygular ne olursa olsun, suçun tespiti için kanun bu kontrolleri zorunlu kılıyor.

İstismarın varlığının tespiti halinde; çocuklara bu konuları onları sorgulamadan, baskı yapmadan sormalı ve dinlemeliyiz. Hukuka başvurmanın ilk adımı Cumhuriyet savcılıklarına, karakollara dilekçe ile şikayette bulunmak. İstismarcıya karşı direkt müdahale etmek istismar mağduru için daha travmatik olabilir. Genelde bu çocuklar tehdit edilmiş, korkutulmuş ve saklaması için baskı görmüş olabilir. Bu durumda istismarı uygulayanı korumaya ve olayı ört bas etmeye çalışabilir. Her türlü adli ve psikolojik yardım için Adli Yardım Hizmet Numaralarını arayabilmek mümkün. İstismarın kontrolü için yapılan sağlık taramalarında durumun varlığını tespit eden eczacı, doktor, hemşire, sağlık görevlisi, ilk yardım ekibinin suçu bildirme zorunluluğu ve cezai yaptırımı var. Hukukun işleyebilmesi için ailelerin de yasal birimlere doğru bilgi vermesi ve işbirliği yapması gerekiyor. Maalesef ülkemizde böyle travmatik suçlar için tespit edilmiş kısıtlı cezalar ve uzun yıllar süren inceleme ve yargılama süreçleri mağduriyeti arttırıyor.

Yeni yasa tasarısında bu başlıkların yeniden değerlendirildiği ve kanunlarda değişiklik yapılmasının gündemde olduğunu öğreniyoruz. Hiçbir çocuğun böyle büyük bir travmaya maruz kalması kabul edebileceğimiz bir şey olmasa da, sonuçları için daha somut ve önleyici tedbirlerin alınmasını bekliyoruz.


Seminer için emek veren, destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum. Bu tür seminerler insanda farkındalık yaratıyor, insanı bilinçlendiriyor. O yüzden sizde lütfen bu okuduklarınızı tüm çevreniz ile paylaşın.

Perine masajı

Perine masajı (alt vajinanın iç dokularını germe), pelvik taban kaslarının kanlanmasını, elastikiyetini ve gevşemesini sağlayan en eski yöntemlerden biridir.

Pelvik tabanınızı rahatlatmak vajinanızdaki baskıya karşılık ermeyi öğretmektir.

Masaj yağı ile birlikte yapılan perine masajı, doğum eyleminde vajina ve perine dokusunun gevşeyip daha kolay açılmasına neden olur.

Perine masajını tercih eden bayanlar 34. haftadan itibaren her gün olmak üzere perine masajını yapabilir. Perine masajı badem yağı, buğday yağı gibi E vitamininden zengin ve saf yağlarla yapılır. Baş parmakları yardımı ile parmakları vajinaya en fazla 3-4 santim girecek şekilde saat 3-9 yününde bir U hareketi yaparak perine kaslarını anüse (aşağı) doğru yavaş yavaş esnetme işlemidir. Bu masajı nasıl yapacağınız ile ilgili videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

Perine masajının epizyotomi yapılma oranını azalttığı yönünde yaklaşımlar bulunmaktadır.

Bu yazım 9 Eylül 2013 tarihinde AnnelikveGebelik ‘te yayınlanmıştır.

Bebek ile birlikte uyumak – Doğal Ebeveynlik

Ebeveyn olmak daha önce bulunmadığınız bir yerde bulunmak gibidir, adeta farklı bir yere yolculuk yaparsınız. Henüz hamile iken belki de hamile kalmadan düşünmeye başlarsınız nasıl bir ebeveyn olacağınızı. Hayal edersiniz, kendinize kurallar koyarsınız. Anneniz ve babanız sizin için iyi ya da kötü bir modeldir. İyi model olsa bile siz hep daha iyisini yapmaya çalışacaksınız.

Benim için ebeveynliğin ilk kuralı içgüdülerini dinlemektir. Ben öyle yaptım. Önce içgüdülerim vardı. Aklıma yatan hep doğal olanı tercih ettim. Zaman zaman eleştirildim. Ama dinlemedim. Sürekli kucağıma da aldım, saat ile değil o istediği zaman emzirdim, her gün yıkadım. Özellikle en takıntılı konum, kızımla aynı odada yatmaktı. Ben hep aynı odada yatmak istedim ama ısrarla bazı kişiler tarafından bu isteğimin yanlış olduğu anlatılmaya çalışıldı. Sonuçta ben ne yaptım? Tabii ki kızımla aynı odada yattım,  hem de kızım 8 aylık olana kadar. Derin üç yaşına basmak üzere, şimdi bile bazen geceleri beraber aynı yatakta yatıyoruz. Bence bir bebek için, bir çocuk için bundan daha huzurlusu olamaz.

Evet, kızım 8 aylık olana kadar onunla aynı odada yattım. Kendi ayrı yatağı vardı, kendi yatağıma yaklaştırıp dayıyordum yatağını. Ben onun kokusu ile o benim kokum ile mışıl mışıl uyuduk, tabii emme zamanları hariç. “Bebek ile aynı odada yatılmaz, bebeğe süt kokusu gider, anneyi sürekli uyandırır, emmek ister” uyarılarına kesinlikle kulak asmadım. Bunu söyleyenler; siz kendiniz söylüyorsunuz, anne kokusuna, süt kokusuna uyanır, emmek ister diye. Emecek tabi. Onun anne kucağından, anne memesinden, anne sütünden başka bir şeye ihtiyacı var mı? Geçen haftaki yazımda da değinmiştim. Bir bebeğin en çok ihtiyaç duyduğu üç şey; annesinin varlığı, annesinin kollarındaki sıcaklık ve annesinin sütüdür.

Bebeğin annesi ile birlikte uyumasının birçok faydaları var. Ani bebek ölümü sendromuna engel olabileceğini bile okumuştum. Bu konu ile ilgili araştırmalar bile var.  Nedeni ise bebek annesinin nefes almasından feyz alıyor ve nefes almaya devam ediyor. Bebeğiniz ile birlikte uyumak aranızdaki bağı pekiştiriyor, gün boyu devam eden bağlanma gece boyu da sürüyor, kesintiye uğramıyor. Bence anne ve bebek bu sayede daha iyi uyumuş oluyor. En büyük faydalarından birisi de, emzirmenin daha kolay olması. Hatırlıyorum, kızım acıktığında mık mık ses çıkarır, ben de hemen yanı başımda duran yatağından onu alır, emzirir, tekrar yanı başımdaki yatağına koyardım. Sonra ikimiz de uyumaya devam ederdik, ta ki ikinci mık sesine kadar. Bu arada babası tüm bu süreç boyunca ayrı odada yattı. Çünkü hem onu uyandırmak istemiyorduk, hem de kış aylarında kol gezen grip mikroplarına karşı bir önlemdi bu. Sonuçta o aktif olarak işe gidip geliyor, mikrop getirme riski taşıyordu. Bebeğiniz ile aynı odada yatıyor iseniz, bazı güvenlik önlemleri almanız gerekir, hele ki aynı yatakta yatıyorsanız.

Bebek ile birlikte uyumak doğal ebeveynliğin 7 bağlanma yöntemlerinden birisi. Bebekle doğumda bağlanmak, emzirmek, bebeği askı (baby wearing) ile taşımak, bebeğin ağlamasını dikkate almak, denge ve sınırlar, bebek eğiticilerine dikkat diğer yöntemler… Tüm bu doğal ebeveynlik bağlanma yöntemlerini detaylı olarak Dr. William Sears ve Dr. Martha Sears’ in Doğal Ebeveynlik kitabında okuyabilirsiniz hatta ebeveyn olma yolunda iseniz, kesinlikle okumalısınız.

Bu yazım 5 Eylül 2013 tarihinde HT Hayat Köşem’ de yayınlanmıştır.